Yazılarımız

May 10 2019
Yazar: Rûbar Dindar

10.05.2019

      25 Nisan akşamı PSM Caz Festivali kapsamında John McLaughlin & The 4th Dimension konserine gittim. Bu etkileyici konser sonrası izlenimlerimi paylaşmak isterim. McLaughlin’i dinlemeye ilk olarak 2014′te başladım sanırım. Mahavishnu Orchestra – Bird of Fire tabii ki… O zamanlar, henüz füzyon cazı severek dinleme kapasitesinden/araçlarından yoksun, pek anlamamıştım diye hatırlıyorum. Sonra bir şekilde Remember Shakti konseri, Paco De Lucia kayıtları derken Pastorius ve Tony Williams ile Trio of Doom projesine kadar sürüklenmiş oldum internette.

      Çok sonra tekrar aklıma geldi, Miles Davis’in dönemin en sansasyonel ve başarılı albümlerinden olan 1970 yapımı Bitches Brew‘de McLaughlin’in adıyla bir şarkı vardı, kaç kere dinleyip dikkat etmemiştim. Bu albümde Wayne Shorter (s), Joe Zawinul (k), Chick Corea (p), Dave Holland (b) gibi caz tarihinin önde gelen müzisyenleriyle birlikte çalışmış 28 yaşında bir müzisyen olarak John McLaughlin’in bir sene sonra Mahavishnu Orchestra projesini kurması şaşırtıcı değil. Bitches Brew’de Miles Davis ile çalışmış müzisyenlerin ilerleyen yıllardaki çalışmalarına, bu tarihi bir dönüm noktası alarak baktığınızda, füzyon cazın hüküm süreceği 20 yıllık bir dönemin tohumlarının burada atıldığını görebiliyorsunuz. Zawinul ile Pastorius’un muazzam Whether Report projesi, Chick Corea’nın bugün hâlâ en çok dinlenen Return To Forever albümüne imza atan Chick Corea Electric Band projesi, Miles ile çalıştıktan hemen sonra Holland ve Corea’nın avant-garde caz projesi Circle ve daha pek çoğu Miles Davis etkisinin farklı kanatlardan çoğalarak yayıldığı bir 70ler ve 80ler manzarası çiziyor.

      Konumuza geri dönersek McLaughlin’in Miles Davis’in açtığı yoldan ilerlerken müziğe başka neler kattığını, caz dünyasına nasıl bir soluk getirdiğini ve bunun geleneksel müzikle ilişkisini takip etmek, özellikle bugün Türkiye’de ve dünyada benzer yönelimlere şahit olurken oldukça heyecan verici bir sürece dönüşüyor. McLaughlin dinlemenin son beş yılda kişisel olarak beni müzikal ve duygusal anlamda ne kadar etkilediğini bilemiyorum ama en sade biçimde ufkumu ciddi anlamda açtığını rahatlıkla söyleyebilirim sanırım. Bu çerçevede özellikle Shakti projesinde dinlediğimiz müziğin basit anlamıyla caz ve geleneksel Hint müziğinin inorganik bir bileşimi olmadığını belirtmek gerek. Yakın dönemde ve bugün hâlâ sayısız “oryantalist füzyoncu” yaklaşımın yaptığı gibi bir iki bağlamsız aksak “geleneksel” ritim kalıbı üzerine çoğunluğu pop-funk formundan devşirme gitar ve davul rifflerinin serpiştirilmesinden çok ayrı bir noktada buradaki perspektif. Öncelikle şunu anlamak ve bu eksende değerlendirmek gerekiyor: McLaughlin, hayatı caz içerisinde geçmiş, doğma büyüme İngiltereli bir müzisyen. Hint müziğiyle ilişkisi, orada kaldığı yıllar ve beraber çalıştığı müzisyenlerle ortaya koyduğu projeler şunu çok açık bir şekilde gösteriyor: Dinlediğiniz müzik kesinlikle caz. Hindistani-caz ya da “Hindistan aromalı” bir caz değil. Lead melodi-chorus ve sırayla açılan emprovizasyon bölümleri yapısal olarak standart bir caz fikrini kuruyor. Fakat aynı zamanda baskın bir şekilde duyduğunuz Hint makamları, tabla virtüözlüğüyle kurulan uzun ritmik cümleler, konnakol perküsyon solo partları açık bir şekilde Hint müziğini dinletiyor size. Öyleyse McLaughlin’i ve geleneksel müzik/füzyon projelerini bugünün sözde füzyoncularından ayıran şey ne?

      Tam olarak ifade etmek zor. Belki uzun uzadıya caz formuna içkin yapısal ögeleri terk etmeden ve bu ögeleri geleneksel formun üzerine konacağı bir yapay kalıp olmaktan uzak kurarak daha organik bağlantı noktaları bulabilmesinden bahsetmek gerekir. Örneğin geleneksel Hint müziğinin virtüözlüğü ön plana çıkaran uzun kalıp cümle icralarıyla yapısal anlamda standart caz A-B-A-C veya A-A-B-A partlarını konuşturabilmesinden kaynaklanıyor olabilir. Bunları daha derin bir araştırmaya bırakarak konseri de yeniden düşünürken belki de şunu söylemek yeterli olacaktır: McLaughlin çaldığı her müzikte bir şekilde kaybolmayı başarıyor. Hiçbir zaman sadece gitarı dinlemiyorsunuz. Hatta bazen gitarı hiç dinlemiyorsunuz. Yapılan düzenlemeler ve canlı performanslar açık bir şekilde (belki de cazın geleneksel müziğe göre çok daha fazla içerdiği) kişilerin tek tek değil, ortaya konan toplu üretimin öne çıkmasını sağlıyor. Elbette bunun bir sebebi de icracıların her birinin kendi enstrümanında dünyadaki önemli isimlerden olması. Fakat yine de McLaughlin’in ismiyle YouTube‘da arattığınız bir videoda o kadar kararında bir McLaughlin miktarı buluyorsunuz ki dinlediğiniz kadarı müziğin total duyuşu içerisinde çok kıymetli ve keyifli bir yer kaplıyor.

      PSM’deki 4th Dimension konseri hakkında söylenecek çok şey var: enstrümantasyonla birlikte, şarkı düzenlemelerinin frekans aralığında oturduğu yerlerin incelikle düşünülmüş olması, sahne performanslarındaki tevazu ve yalınlık, repertuvar sıralaması, kullanılan ekipmanın sadeliğiyle birlikte müziğin parayla alınmayan tarafının daha ön planda olması… Fakat bunlar arasından şunu belirterek bitirmek istiyorum: Konser boyunca sahnede yan yana iki davul set kuruluydu. Ranjit Barot’un (Hint müziğindeki kalıp ismini bilmiyorum, cehaletimle 7/4′lük diyeceğim) 7/4 tartım üzerine bir buçuk saat boyunca çaldığı inanılmaz davul riffleri yetmiyormuş gibi konser boyunca klavye çalan Gary Husband bir noktada ikinci davul sete geçiyor ve karşılıklı iki davulcunun şovunu seyrediyoruz. Bu sırada şarkının bir noktasında (muhtemelen siz fark etmeden) McLaughlin yavaşça kenara çekilip davullardan birinin arkasına oturuyor. Yaklaşık 10 dakikalık enfes bir duo-davul solosunun ardından arkadan yürüyerek öne gelirken tekrar gitarını çalmaya başlayınca bir anda geldiğiniz konserin John McLaughlin konseri olduğunu hatırlıyorsunuz.

      Sanırım başka bir şey söylemeye gerek yok. Konser akşamı harika bir vakit geçirdim. Çıkışında da McLaughlin’in 77 yaşında olduğunu öğrendim. Bu bende biraz hüzün ama daha çok motivasyon, heves, heyecan gibi duyguları uyandırdı. Umarım genç/yaşlı daha fazla müzisyen benim hissetiklerimi paylaşarak McLaughlin’in müziğiyle tanışır ve belki de müzik hayatlarında bir kapı açılmış olur.

*John McLaughlin & The 4th Dimension

 

Bir Cevap Yazın